AI ve Deep Learning: Gerçek mi, Abartı mı?

Subscribe to my newsletter and never miss my upcoming articles

Bana gelen mesajlar arasında gelecek hakkında endişe taşıyanlar insanların sorularına şahit oluyorum çok defa. “Şu teknolojiyi biliyorum ama insanlar yapay zeka, machine learning, deep learning, vs. hakkında konuşup duruyor. Gelecek orada mı? Onları öğrenmek daha doğru olur mu? Ne yapmam lazım?” gibisinden onlarca soru. İnsanların bu endişelere sahip olmalarının haklı nedenleri var. Ama bu sebeplerin gerçekte ne kadar doğru olduğuna karar vermek için, öncelikle arka planda cereyan eden olayları doğru bir şekilde incelenmesi lazım. Aksi halde bir hayalin peşinden koşuyor olabiliriz. Olaya biraz geriden başlayalım…

Yazılım bereketli bir toprak. Attığınız tohumlar doğru zaman ve mekanı bulursa devasa şekilde büyüyebiliyor. Dolayısıyla tonlarca yatırımcıyı çekiyor kendisine. Silikon vadisi bu tip yatırımcılar ile dolu. İleride daha büyük bir şirkete satarak köşeyi dönebileceği bir proje yapmak isteyen hayalperest yazılımcılar ve bu pastadan pay almak isteyen yatırımcılar Silikon Vadisini kocaman bir panayıra çevirmiş durumdalar. Dışarıdan bakan insanların ise farkında olmadığı şey, bu yatırımcıların çoğunun para yatırdıkları şeyin nasıl çalıştığını dahi bilmemesi. Kendilerince haklı olarak, nasıl çalıştığından daha ziyade ne yaptığı daha önemli olabilir. Ama bir teknolojinin nasıl çalıştığını bilmezseniz, gidebileceği sınırını bilemezsiniz. Çok kaliteli ürünler de çıkmıyor değil. Ama maalesef gösterilen bu aşırı hırs, herkesi umduğu kadar mutlu etmiyor. Çoğu start-up daha sabahın ilk ışıklarını görmeden hüsranla kapanıyor. Dışarıdan bakanlar hikayenin bu kısımlarını çok görmediği için, her şirketi bir Instagram, Snapchat, vs. görüyorlar. Ya da yaşanılan her gelişimi geleceğin teknolojisi zannediyorlar. Bazı yatırımcılar ise, projenin kalitesinden daha ziyade projeyi nasıl pazarladığınıza kanabiliyor. Bazı insanların kendileri olan insan üstü güveni, hırsla kafası karışmış yatırımcıları büyülüyor. Sonrası? Atı alan Üsküdarı geçiyor. Malum, her insan iyi niyetli olmadığı gibi, her yazılımcı da hak aşığı olmuyor.

Ufak bir anektod aktarayım kendi hayatımdan. Bazı yatırımcılar para yatırmak istedikleri projenin mantıklı olup olmadığını soruyorlardı bana. Hatta yatırım yapmak istedikleri şirketlerin yazılımcılarını arayıp sonra telefonu bana bile verenler oldu. Geleceğin teknolojisini tasarladığına inanmış bu yazılımcıların bazılarından aldığım cevaplar Tarkan filmi gibiydi: Ciddi olduğu kadar saçma, ama saçma olduğu kadar da komik. Hatta bir tanesi, kullanıcılarının şifrelerinin güvenliğini, kullandıkları tüm cihazlarında şifrelerinin bir parçasını saklamak ile sağlayacağız diyordu. Ne kadar heyecanlı! Sordum: Adam bilgisayarını kapatırsa, telefonundan nasıl login olacak? Böyle mantık mı olur? Kullanıcının sonradan girdiği şifresini doğrulamak için tüm kayıtlı tüm cihazlarında parça parça saklanan şifreyi sunucuda birleştirip, ortaya çıkan veri ile karşılaştıracaklarmış. Neyse. İstedikleri mi? Kuracakları şirketin %1'ine 100 000 dollar. Bu sadece bir örnek. Ya binlercesi?

Yukarıda anlattığım sorunlardan dolayı sistem bir döngüye girebiliyor. Bir an da bir teknoloji patlak veriyor, ya da eskiden beri var olan bir teknoloji yeniden popülarite kazanıyor ve kocaman bir pastanın piştiğini düşünen yatırımcıların kabaran iştahları para yatıracakları projelerde bu teknolojileri görmek istiyor; sonra daha çok para kazanmak isteyen yazılımcılar ve şirketler bu teknolojileri öncelikleri yapıyor, böylece söz konusu teknoloji daha çok yayılıyor. Olayın daha çok yayılması yatırımcıları daha da cezbediyor, derken daha çok para aktarıyorlar, derken derken derken… kocaman bir döngü meydana geliyor. Bu işten ciddi para kazananlar da oturup “Arkadaşlar bu projenin sonu yok, para kaybetmekten başka bir şey yapmıyoruz!” demedikleri ve demeyecekleri için, bu inek uzun zaman sağılmaya devam ediyor. Bu bina ise, para üstüne para kaybedenlerin bir zaman sonra sonuç görmemesiyle çatır çatır yıkılmaya başlıyor. Örnek arayanlar 2000 yılında patlayan web balonunu tekrar bir gözden geçirebilir.

Bu kadar insanın ağzında dolaşan ve büyük şirketlerin bile tonlarca para aktardığı teknolojilerin medyanın ağzına düşmemesi beklenir mi? Tabii ki hayır! Haber yaptığı teknolojinin t’sinden anlamayanlar başlıyorlar çizip karalamaya. Bir de olayın heyecanına kendisini fazla kaptırmış bir teknolojist bulup onun da fikirlerini alınca, medya cennetten düşmüş elmasını buluyor. “Kansere çözüm bulundu…! Ama insan üstünde testler 2100 yılında başlayacak.” haberlerine benzer haberleri okuyanlar, vay arkadaş, demek işler artık buraya gidiyor demekten kendilerini alamıyorlar. “Yapay Zeka yarının mesleği! Dr. Cemşit Şitcem, yapay zekanın göründüğü kadar uzak olmadığını, yakın bir zamanda yapay zeka ile tavla oynayabileceğimizden bahsediyor…”. Tamam da sayın Dr. Cemşit bey, bu yakın ne kadar yakın, ne gibi gelişmeler var? Somut örnekleriniz tam olarak nedir? Bu tip haberleri son 50 yıldır duyuyoruz zaten. Bir de binlerce insan tarafından takip edilenler bu tür haberleri paylaşınca, olay tamam oluyor. Siz onlara güveniyorsunuz, onlar Google’a, Google ise mühendislerine, mühendisler de hayallerine, hayalleri kendilerine ödenen maaşlara, maaşlar Google’a, Google da sizlere güveniyor.

Şimdiye kadar yazdıklarımı sert ve yer yer abartılı buluyorsanız, haklısınız. Amacım her denilene inanan bu anlayış biçimine balta indirmek ve onu paramparça etmekti. Şimdi gelin sizinle daha rasyonel düşünelim.

Çoğunuzun aklına şu soru gelecek: Bu kadar şirket ve adam nasıl yanlış yapabilir? O kadar adamdan daha fazla ekonomist 2008 de gelen mortgage krizini ön görememişti. Hani şu Türkiye'yi teğet geçtiğine inanılan var ya, işte o! Daha başka örnekler de var. Mesela, en son baktığımda Amerika Irak’a, Türkiye ise Suriye’ye demokrasi getirmeye çalışıyordu. Hem de ellerinde binlerce uzman ve vergilerden sahip oldukları milyarlarca dolar para olmasına rağmen. Tabii ki bu insanlara oy veren milyonlarca aklı unutmamak lazım. Demek ki çokluk doğruluk demek değil. Hele ki Twitter üzerinde link paylaşarak uzman olanların sayısı ve bu sayede takipçi toplayan, sonra daha çok beğeni alan, ve sonra daha çok takipçi toplayan ve bu döngü içinde mutlu bir şekilde yaşayanlar azımsanmayacak kadar fazla. Para parayı çeker, takipçi takipçiyi, vs. Bunun adı bile var: Matthew Effect. Rakamların çokluğunun oluşturduğu bu güven ortamında insanlar dünyayı anlamış olmanın huzur ve mutluluğu ile yaşayıp gidiyorlar.

Bana gelen soruların bazılarında, kendi kullandığını teknolojileri herkesin bildiğini ve dolayısıyla az bilinen AI ve Deep Learning gibi şeyleri öğrenmenin daha mantıklı olduğunu düşünen insanlar ile karşılaşıyorum bazen. Mantık olarak haklılar. Ama mantıklarını bina ettikleri bilgiler ne kadar doğru? Bir de gerçekten kullandıkları teknolojileri herkes biliyor mu? Cevap vereyim: Hayır. Bildiklerini zannedenlerin çoğu bile aslında uzman seviyede bilmiyorlar kullandıkları teknolojileri. Yazılım mühendisliği kalifiye eleman sıkıntısı çeken bir meslek. Yazılımın temellerini bilmeyen, ezbere kod yazan, Google ve Stackoverflow olmazsa işsiz kalacak ve oturup yeni şeyler öğrenecek kadar heyecana ve hevese sahip olmayan bir sürü insan ile dolu yazılım sektörü. Ama Twitter’da paylaştıkları güncellemelerden, üniversiteden mezun olalı bir kaç sene bile olmamış yazılımcıların LinkedIn profillerinde takım lideri, uzman yazılımcı, uzman yazılım danışması gibi ünvanları bedavadan kullanmalarından dolayı sektörde ne kadar da çok uzman yazılımcı olduğu yanılgısını yaşabiliyoruz.

Gelecekte hangi teknoloji önemli olacak kaygısı, yerinde bir kaygı. Ama geleceğinden endişe duyanlara tavsiyem öncelikle kullandıkları teknolojileri ve çalıştıkları alanları uzman olacak seviyede öğrensinler. Bu yapılan araştırmalar sonucunda, ileride yardımcı olacağına inandıkları ve ayakları yere basan bir alanda uzman olmaya çalışsınlar. Mülakata girip, kendilerine yöneltilecek sorulara 10 numara cevaplar verip, hatta mülakat yapanlardan bile daha iyi bildiği halde iş bulamayanlar, beni bulsunlar. Gidip bir çay falan içeriz. Hoş, sırf kendilerinden daha iyi olduğunuz için size iş vermeyen bir şirket, isterlerse kendi yapay zekaları ile yapay zeka geliştirdiklerini söylesinler. Onlar sadece kendi kuyularını kazıyorlar, o kadar…

Neyse, yazımın sonuna geleyim. Eğer bir teknoloji trend olmaya başlarsa, onun geleceğin ve ne kadar yakın geleceğin teknolojisi olduğunu merak ediyorsanız, bilginizi Twitter ya da yazılı ve görsel medyadan almayın. Bu işte iyi olduğunu düşündünüz şirketlerin yaptıklarını takip edin ve yazdıkları yazıları okuyun. Genelde ciddi şirketler bu konularda araştırma yazıları paylaşırlar. Onları takip edin. Geliştirdikleri teknolojiler ile ne gibi işler yapmışlar, ne gibi gelişmeler sergiliyorlar, ve hangi alanlarda gelişiyorlar, vs. gibi kısımlara göz atın.

Peki bence AI gerçek mi abartı mı? Hem gerçek hem de abartı. Ama güzel gelişmeler var. Aynı bilgisayarların daha da incelmesi gibi, ya da hard disklerin daha hızlanlanması, ya da arabaların daha kaliteli olması. Ama benim fikrimi hala merak ediyorsanız, bu kadar yazıyı neden yazdım?

No Comments Yet