Bilgi Bağımlısı Olmak

Subscribe to my newsletter and never miss my upcoming articles

Bu yazı birinci taslak versiyonudur. Zamanla üzerinden yeniden geçeceğim. Dediklerim biraz dağınık ise kusura bakmayın.

Kendimce insanların doğasına baktığım zaman çok hassas dengeler üzerine kurulmuş varlıklar görüyorum. Ne zaman bir konu hakkında aşırıya kaçsak, diğer taraflardan kaybediyoruz. Az bilginin olduğu yerde insanlığımızı kaybederken, çok bilgi olunca da benzer problemler peşimizi bırakmıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, bir şeyler yapmak için irade göstermenin yanında, onu dengeli yapmak için de ayrı bir irade göstermek gerekiyor. Ataletin sorun olması kadar, maymun iştahlı olmakta ayrı bir sorun. Bu diyeceklerimi kendi terazinizde ölçmeniz lazım. Mantıklı geliyorsa, burada söylediklerimi günlük sıradan bir okuma gibi okuyup zihninizin tozlu raflarına kaldırmak çok faydalı olmayabilir. Kendi tecrübelerimden anlatacağım ve kim bilir belki bir yerlerde başkaları da aynı düşünceleri taşıyor ama bunları formulize edecek bir yazı arıyorlardır. Eğer öyle ise, belki bu yazım yardımcı olabilir.

İnsan yeni şeyler öğrenmez ise başına neler geleceğini az buçuk kestirebilir. Bilginin güç olduğuna dair söylenen sözlerin haddi hesabı yok. Ama insan sadece tembel kalmaktan ızdırap çeken bir varlık değil. Bazen de çok öğrenme aşkı onu yıpratabiliyor. Burada bilgiyi sadece fenni ilimler okumak ve mesleki yazılar şeklinde anlamayın. Aynı zamanda, sosyal medyada paylaşılan güncellemeler, blog yazıları, videolar, hatta diziler bile bu bilgi akışının içinde yer alıyor. Devamlı bir şeyler okumak, görmek, izlemek, dinlemek ile zihnimizi geçmek bilmeyen zamanın sıkıcılığından kurtarmak istiyoruz bazen. Dünya da neler olup bitiyor, bugün ne gibi espriler var, neler paylaşılmış, takip ettiğim insanlar neler söylemişler, hangi yazılım videosu yüklenmiş gibi farkında olmadan duyulan merak bize ne kadar yardımcı oluyor? Bu uyuşturucu etkisi yapan öğrenme ve merak duygumuzun geçici tatmin yaşatan hazzı içindeyken bizler; etrafımızda insanlar, nesneler, düşünceler, duygular, ve kainat değişmeye devam ediyor. Farkında varmasak bile sabahları güneş doğuyor sessizce, ay geceleri yeniden parlıyor, yıldızlar parıl parıl gece lambaları gibi yanıyor, bulutlar toplanıyor ve yağmur damla damla ıslatıyor doğayı, ama bizler alışageldiğimiz bu değişimin içinde kendimizi renkli ekranların zamanla bizleri karanlığa hapsetmesine izin veriyoruz. Hayır, teknolojiye kızmıyorum. Bilakis, var olmasına çok minnettarım. Üzüldüğüm kısım, bazen sahip olduklarımızı kötü kullanmaktan dolayı, ekranlardan başka şeyleri görmüyor ve etrafımızda yaşanılan değişimi unutuyor olmamız.

Bazen çok bunaldığım hissediyorum, sahip olduğumu düşündüğüm şeylerin bana sahip olabildiklerini görmekten, sahip olduğunu düşündüğüm bilgilerin aklımın özgürlüğüne zaman zaman pranga vurmalarından, sonrada onları terbiye etmek için daha çok okumak zorunda kalmaktan. Bu çılgınlık içinde kayboluyorum bazen. Mutlu olmak için sahip olmaya çalıştıklarımızdan dolayı mutlu olmayı her geçen gün erteliyor muyuz? Her şey çok hızlı. Arabalarımız, iletişimimiz, kazanç ve kayıplarımız, yediklerimiz, ve düşüncelerimiz. Tarihin hiç bir sayfasında zaman bu kadar hızlı akıp bir o kadar da az oldu mu acaba? Bazen durup bakıyorum arabadan dışarıya. Hızlı gideceğiz diye, aslında ofislerin, evlerimizin, kafelerin, restoranların dört duvarlarına kendimizi hapsetmek için koştura koştura bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Sonra durup düşünüyorum, acaba at arabası ile yavaşca gitsek daha iyi görebilir miydik etrafımızda yaşanılan değişimleri? Herşeyin kendisine ait artıları ve eksileri var, farkındayım. Ama hızın bize kazandırdıkları ve kayıplarını düşünmek lazım. Çünkü kayıpları da hiç düşünüldüğü kadar basit ve önemsiz olmayabilir.

Soruyorum kendime ara sıra, hiç düşünme üzerine eğitim aldık mı diye? Çünkü zihnin bilgiye hissettiği açlık öğrendiğimiz şeyler üzerine düşünmeyi diyetimize sokarak bir nebze olsun terbiye edilebilir. İnsanlar görüyorum, o kadar güven sorunu yaşıyorlar ki, başkalarının cevapları bazen kendi düşüncelerinde aramalarına asla tahammül gösteremiyorlar. Hayır, her zaman cevapları kendi kafamızda bulamayacağız maalesef, ama neden denemek bu kadar korkutucu olsun? Neden insanlar kendileri düşünmesinler? Neden en azından denemesinler? İnsanların düşünmesi, cevaplar araması, soru sorması mı tarihin şimdiye kadar en korkunç sayfalarının mürekkebi oldu, yoksa her soruya başkalarından cevaplar arayanlar mıydı tarihe kanlı sayfalar armağan eden? İnsanlık var oldukça durmak nedir bilmeyen ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan savaşlar, insanların acaba gerçekten savaşmalıyımız diye kendilerine sorup cevaplarını aradıkları için mi, yoksa herkes adına düşünenlerin yağdırdıkları emirlerden dolayı mıydı? İnsanları kurtarmak adına onların zihinlerini köle haline getirmek ve sonra düşünmenin usulunü bilmeyenlerin kibir ve zorbalıklarını örnek gösterip, düşünmeyi canavarlaştırmak ya beceriksizlik yada kötü niyetle açıklanabilecek bir durum. Bu insanların efendi zannedildikleri toplumlarda insanların ya bilgi tembeli ya da bilgi bağımlısı olmasına şaşırmak lazım.

Yanlış anlaşılmalara karşı bazı açıklamalar

Okumak çok önemli benim için. Her gün bir şeyler öğrenmek ve insanın kendisini öğrendikleri ile yetiştirmesi insan olmanın en temel ihtiyaçlarından. Cehalet asla ama asla kutsallaştırılamaz. Cahil kalmak asla arzulanamaz. Cehalet asla efendi yapılamaz. Öğrenmeyenin cahil kalacağı gibi, yanlış öğrenen ve okudukları üzerine düşünmeyen ve doğru yanlış analizi yapmayanlar da cahildir. İşin ilginç tarafı ise her ikisi de bunun farkında değillerdir çoğu zaman. Gün içinde ne öğrendiğimiz ve kimden öğrendiğimizin ve öğrendiklerimiz üzerine ne kadar düşündüğümüzün çok önemi var. Eğer öğrendiğimize ve öğrendiğimiz miktarlara dikkat edersek, yukarıda şikayet ettiğim boğulma gerçekleşmiyor. Sosyal medya da her ağzına geleni söyleyeni dinlemek, her önüne konulanı okumak, her sunulanı izlemek… bunlar bir uyuşturucu gibi geliyor bana. İnsanın kendi zihninin derinliklerini unutması ve etrafına karşı zamanla uyuşmasına zıt olarak düşüncelerini özgürleştirmesi ve bu dingilik içinde sakinleşmesi, dinlenmesi, ve doğal bir sonuç olarak ta mutlu olması lazım.

Bir sonraki yazımda görüşene dek, kalın sağlıcakla…

No Comments Yet