Herkes yazılımcı olabilir mi?

Subscribe to my newsletter and never miss my upcoming articles

Sosyal medya üzerinden gözüme çarpan bazı mesajlarda her önüne gelenin yazılıma girmesinden dolayı kalitenin düştüğü ve bu işi uzun zamandır yapan insanların kalite sorunları ile uğraşmak zorunda kaldıklarına dair yorumlar görüyorum. Dolayısıyla herkesin yazılımcı olabileceğine dair yazılan yazı ve çekilen videolara karşı bir alerji geliştirmişler. Peki bu gibi alerjik reaksiyonlarda ne kadar haklılık payı var, ve herkes yazılımcı olabilir mi?

Herkes yazılımcı olabilir mi sorusuna direk cevap vereyim: Evet. Ama herkes kaliteli yazılımcı olabilir mi? Çok çalışarak evet. Ama herkes dahi bir yazılımcı olabilir mi? Bu sorunun cevabı ise kişinin fizyolojik gelişimi gibi farklı parameterler tarafından da etkilendiği için cevap maalesef hayıra daha çok yakın. Ama bence bizim asıl sormamız gereken soru: Herkes yazılımcı olmalı mı? Hayır. Yazılım sektörünü geçin, her sektörün en büyük problemidir sevdiği işi yapmayanların verdikleri zararlar. Her ne kadar insanların realist olması ve hangi iş hayatlarını idame ettirecek gerekli geliri sağlayacaksa ona yönelmeleri gerekiyorsa da, bu mesleklerden ya sevecekleri mesleği seçmeliler, ya da seçtikleri mesleği sevmek ve ona karşı heyecan duymak için kendilerini eğitmeliler.

Ben bu yazımda her sektörde yaşanılan bazı sorunların temel nedeni olduğunu düşündüğüm konu üzerine yoğunlaşacağım. Genelde piyasanın temel sorunu kalite değil, heyecansız insanlardır. Düşük kalitenin nedenlerinden en önemlilerinden bir tanesi, heyecansızlık ve işe karşı duyulmayan hevestir. Farklı ve daha kaliteli çözümlere karşı heyecan duymayanlar, var olanla yetinmek zorunda kalıp, gelişimin önünü tıkarlar. Gelişimin önünü tıkmayı da bir kenera bırakın, işlerinin doğrusunu bulmak için bile uğraşmazlar. İşini iyi yapmanın hazzına ve insanlara sunduğu kaliteli işin gururuna varamayanlar, vasat ve hatta çoğu zaman kendilerini kandırmak ile berbat işler sunmak zorunda kalırlar. Bir de heyecansız yöneticiler başa gelirse, bırakın sadece kendilerini, onlarca, yüzlerce, hatta yüz binlerce insanın bile aşkını ve şevkini kırar, ve sadece ufak grupların değil, kitlelerin bile gelişimini engellerler.

Burada kısa bir miktar durup, öncelikle heyecan ifadesini tanımlamak zorundayız. Çünkü heyecan maymun iştahlı olmak olarak algılanabilir ki burada o manada kullanmıyor. Heyecan alternatif fikir ve çözümlere, kaliteye, ve performansa karşı gösterilen ilgi ve arzunun adıdır aslında. Heyecan, ortaya çıkardığı işten onu kullanan ve ondan etkilenen başka insanların maksimum verim almasını hedeflemenin kişide yansımış halidir. Bunu hırs ile de karıştırmak doğru değil. Heyecan, hırsa kıyasla daha aklı yerinde bir yaklaşım. Çünkü dinlemesini bilir ve doğruyu ve kaliteliyi arar. Hırs yapanlarda akıl ve mantık ortadan kalkar ve insanları içgüdüsel dinamikler yönlendirmeye başlar. Heyecan da ise insanları daha evrensel ahlaki duygular yönlendirir. Mesela, çalıştıkları arkadaşlarına karşı kendilerini sorumlu hissederler ve onların işlerine yardımcı olacak şekilde kendi işlerinin kalitesine önem verirler. Olmayan ya da sonradan yitirilen heyecanın farklı nedenleri olabilir. İnsanların işlerini sevmemesinden, içlerinde yaşadıkları toplumda kaliteli işe karşı yaşanan ahlaki yozlaşma ve erozyona kadar sebepler değişir.

Bir anektod düşeyim. Geçenlerde takımımdaki arkadaşlar ile bire bir görüşmeler yapıyor ve onların sorunlarını dinliyordum. Bir arkadaş kaliteli işin öneminden bahsetmeye başladı. Bu noktada takımın kaliteli işi sadece müşteri ve maliyet odaklı düşündüklerini gördüm. Kendilerine, kaliteli iş yapmak iş arkadaşlarına saygının da bir göstergesidir, çünkü senin yazdığın kodları inceleyecekler ve ileride o arkadaşlardan birisi o kodlar üzerinde çalışmak zorunda kalacak. Eğer kodunu hızlı bir şekilde anlayamaz ve yapması gerekenleri rahatça yapamazsa, o arkadaşın yaşayacağı manevi sıkıntıları, kendisini kötü hissetmesini, ve belki de yönetimin önünde geçiken işten dolayı yaşayacağı güven kaybını görmemiz ve işlerimizi bu farkındalık ile yapmamız gerektiğini söylediğim zaman takımda yaşanan algısal değişimden çok memnum kalmıştım.

Bir önceki kısımdan devam edelim. Heyecan, aynı zamanda öğrenme arzusunun da tetkikleyicisidir. Heyecan olmadığı zaman insanlar yazılımın en önemli taraflarından birisi olan yeni şeyler öğrenmeyi devam ettiremeyecekler ve yaptıları işlerin vasat kalmasına neden olacaklardır. Burada yeni şeyler öğrenmeyi yeni teknolojiler öğrenmek ve daldan dala atlamak olarak görmeyin, ki onlar da önemli kesinlikle. 12 yıldır bu meslekte devamlı kullandığım teknolojiler hakkında hâlâ her gün yeni şeyler öğreniyorum. Hadi canım diyenler, Twitter adresimde yaptığım paylaşımlara bakabilirler. Orada, daha hiç okumadığım ve tekrardan okuduğum farklı kitaplardan bir şeyler yazıyor, okuduğum makalelerde beğendiğim tarafları insanlar ile hemen hemen her gün hiç durmadan paylaşıyorum. Bu bendeki heyecanın dışa vurması. Aynı şekilde YouTube kanalımda devamlı canlı yayınlarda kod yazıyor ve insanlar ile düşüncelerimi paylaşıyorum. Burada devamlı kullandığınız teknolojilerde bile yeni şeyler öğreneceğiniz ve öğrenmenin hiç bitmeyen bir şey olduğunu görmeniz lazım. Heyecan yoksa, öğrenme arzunuz 3 gün sonra biter. Eğer asla da geri gelmezse, siz belki yazılımcı olabilecek ama yazılımcı olmaması gereken bir insan olabilirsiniz. Ama hemen pes etmeyin. Bazen insan, heyecanını geçici olarak kaybetmesine neden olan çeşitli şahsi sorunların süreçlerinden geçer. Bunlar insanı her gün yapmaktan zevk aldığı şeylerden bile bir süre boyunca soğutur. Ama bunlar geçicidir ve geçici olması için uğraşılmalıdır. Aksi halde belki de sorun daha derinlerde olabilir. Mesleğe bakan tarafları ile, mesela bu mesleği gerçekten sevmiyor olabilirsiniz.

Burada durup bir de işin toplumsal taraflarına bakmak lazım. Ben bizim neslin civarlarına bakınca hayatta devamlı aynı işi yapmak ile mutlu olunacağı, farklı şeyleri denemenin yanlış olduğu gibi ön yargılar ile büyümüş insanlar görüyorum. Amerika’ya geldiğim zamanlarda çok farklı tecrübeler edinme şansım oldu bu açıdan. İnşaatta çalışan ve işini de seven birisinin geçirmiş olduğu bir kaza ile işini bırakıp, yeniden üniversite okuyup sonra öğretmenliğe başladığına benzer hikayeleri ilk elden ve başkalarından çok defa duydum. Bu insanların hayata bakış açılarından kaynaklanan bir şey. İnsan zannetiğinin ve kendisine öğretilenin aksine çok daha hızlı adapte olabilen bir varlık. Tamam, adapte olmak kolay değil. Zaman ve emek isteyen bir şey. Ama imkansız da değil. İnsanların farklı fikirlere ve yaşayışlara açık olması ve hayatının beklemediği bir anda değişebileceği gerçeğine hem hazır olması hem de bu bilinç ile yetiştirilmesi lazım. Yakın tarihe bakınca bunun örneklerini çok defa göreceksiniz. Ama insanı girdiği her işte mutlu edecek, onu çoğu zaman başarılı kılacak şeyin ise hayata karşı duyduğu heyecan olacağını aklından çıkarmaması gerekiyor.

Mülakatlarda insanları, özellikle de yeni yazılımcıları, hayatta görmedikleri bilgiler ile sınamak yerine, onların heyecanlarının şiddetini de anlamaya çalışın. Daha tecrübeli ama heyecanını yitirmiş insanları işe almaktan, yeni mezun ama hayat dolu bir insanı işe almanız çok ama çok daha faydalı olacaktır. Nasıl anlarsınız heyecanını? Konuşma tarzından, verdiği farklı kaynaklı referanslardan, sorunlara karşı yaklaşım tarzından, bazen ise basit değil ama kompleks şekilde konuları anlatmasından. Kompleks konuları basit şekilde anlatabilmek bir yetenektir ve insanların çoğu zamanla ve tecrübe ile bunu geliştirir. Ama özellikle yeni yazılımcılar farkında olmadan kompleks şekilde olayları anlatırlar ki bu çoğu zaman onların heyecanlarının bir göstergesidir. Çünkü çok şey okumuşlar, daha önce tecrübe etmedikleri bilgileri farklı bir ton kaynağa bakarak anlamaya çalışmışlar, ama bu süreçte kafalarını karıştırmışlardır. Bu kötü bir şey değil, onların öğrenme arzularının ufak bir göstergesidir. Konuşurken ağzından olta ile laf almaya çalıştığınız insanlardan bu heyecanlı anlatıma sahip kişiler uzun vadede çok daha fayda sağlayacaklardır.

Bazı insanlar kariyerlerinde farklı büyüme eğrileri ve yönleri sergilerler. Bunlardan bazıları mühendislikten sonra yönetici pozisyonlarına geçmek ve bu değişimin kendilerine kattıkları farklı yeteneklerden zevk alırlar. Bazı çalışanlar ise mühendislikte çok iyi olup yine mühendislikte daha iyi olmak, kod yazmaya devam etmek, ve kısacası şu an yaptıkları işte daha iyi ve daha fazla etki sahibi olmayı isterler. İkinci insanlar bazen heyecansız ve öylesine işe gidip gelen, 10 sene önce yaptığını bugün de yapmak isteyenler olarak görülebilir ama bilakis onlar farklı şeylere karşı heyecan duyuyorlardır. Ama kilit kelime olan heyecan her iki çalışan tipini de yönlendiriyor, onları hızla değişen dünyaya ayak uydurabilen insanlar olmalarına yardımcı oluyordur. İlk çalışan tipi şirketteki değişim ve dönüşümün kaynağı iken, ikinci çalışan tipi ise yapılan değişimlerin stabil ve sürdürülebilir olması için gerekli insan gücünü sağlar ve her ikisi de başarı için kilit insanlardır. Yazılımcılar olarak hangisini seçerseniz seçin seçtiğiniz alanda büyümeye heyecan duymak zorundasınızdır. Yoksa sadece işiniz değil, kariyeriz de ortaya çıkardığınız işe paralel olarak sekteye uğrar.

Şimdilik yazımı burada bırakıyor ve aklıma gelen ama başka bir makalede anlatmak istediğim kısımlarda yeniden görüşmek üzere sizlere kaliteli işin heyecanına ulaşmanız dileklerimi gönderiyorum…

No Comments Yet